<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?><?xml-stylesheet type='text/xsl' href='http://gulcangoktas.spaces.live.com/mmm2008-07-24_12.50/rsspretty.aspx?rssquery=en-US;http%3a%2f%2fgulcangoktas.spaces.live.com%2fcategory%2fD%c3%bc%c5%9f%c3%bcnce%2ffeed.rss' version='1.0'?><rss version="2.0" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:msn="http://schemas.microsoft.com/msn/spaces/2005/rss" xmlns:live="http://schemas.microsoft.com/live/spaces/2006/rss" xmlns:dcterms="http://purl.org/dc/terms/" xmlns:cf="http://www.microsoft.com/schemas/rss/core/2005" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"><channel><title>Hanımefendi: Düşünce</title><description /><link>http://gulcangoktas.spaces.live.com/?_c11_BlogPart_BlogPart=blogview&amp;_c=BlogPart&amp;partqs=catD%25C3%25BC%25C5%259F%25C3%25BCnce</link><language>en-US</language><pubDate>Thu, 31 Jul 2008 21:30:30 GMT</pubDate><lastBuildDate>Thu, 31 Jul 2008 21:30:30 GMT</lastBuildDate><generator>Microsoft Spaces v1.1</generator><docs>http://www.rssboard.org/rss-specification</docs><ttl>60</ttl><cf:parentRSS>http://gulcangoktas.spaces.live.com/blog/feed.rss</cf:parentRSS><live:type>blogcategory</live:type><live:identity><live:id>2584224749880000874</live:id><live:alias>gulcangoktas</live:alias></live:identity><cf:listinfo><cf:group ns="http://schemas.microsoft.com/live/spaces/2006/rss" element="typelabel" label="Type" /><cf:group ns="http://schemas.microsoft.com/live/spaces/2006/rss" element="tag" label="Tag" /><cf:group element="category" label="Category" /><cf:sort element="pubDate" label="Date" data-type="date" default="true" /><cf:sort element="title" label="Title" data-type="string" /><cf:sort ns="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" element="comments" label="Comments" data-type="number" /></cf:listinfo><item><title>ÖRTÜNMEK, BUNDAN BÖYLE DARBE SEBEBİDİR, HATTA...</title><link>http://gulcangoktas.spaces.live.com/Blog/cns!23DD02B7DC5EC16A!597.entry</link><description>&lt;p align=center&gt;&lt;b&gt;&lt;font size=4&gt;ÖRTÜNMEK, BUNDAN BÖYLE DARBE SEBEBİDİR, HATTA... &lt;/font&gt;&lt;/b&gt;
&lt;p&gt;&lt;font size=3&gt;Örtünmek, önce hakarete uğrama sebebidir.&lt;br&gt;Örtünmek, okuldan uzaklaştırma sebebidir.&lt;br&gt;Örtünmek, işinden ve aşından edilme sebebidir.&lt;br&gt;Örtünmek, kitlelerin baskı altına alınma sebebidir.&lt;br&gt;Örtünmek, partilerin kapatılma sebebidir.&lt;br&gt;Örtünmek, hükümetlerin yıkılma sebebidir.&lt;br&gt;Ve örtünmek, bundan böyle savaş sebebi olacak gibi. &lt;/font&gt;
&lt;p align=justify&gt;&lt;font size=3&gt;Gerek yazılarımda gerek konuşmalarımda, &amp;quot;mükemmelce bir örtünmenin, günümüz dünyasının Allah Teâlâ ile irtibatı anlamına geleceğini, özellikle bu coğrafyanın ancak örtünerek var olabileceğini, hem de tarihten gelen bütün görkemini donanarak insanlık sahnesinde güçlü bir şekilde kendini göstereceğini, örtüden sıyrıldığında da -Allah korusun- tarihten ve coğrafyadan silinip gideceğini&amp;quot; dile getiriyorum. Biliyorum; ilk etapta birileri, hatta örtünenlerin kendileri bile konuyu abarttığımı düşünebilir, fakat zaman ilerledikçe mesele daha da berraklaşacaktır. &lt;/font&gt;
&lt;p align=justify&gt;&lt;font size=3&gt;Örtünenler açısından durum böyle olduğu gibi, örtünmenin karşısına dikilenler için de durum aynı derecede önemlidir, bu konu onlar için de bir hayat memat meselesidir. Örtüsüzleri kastetmiyorum, örtünmenin karşısına dikilip mücadele verenleri kastediyorum. &lt;/font&gt;
&lt;p align=justify&gt;&lt;font size=3&gt;Evet, bugün yeryüzüne egemen olan güç odakları için petrol ne kadar savaş sebebi ise, su kaynakları ne kadar savaş sebebi ise, gittikçe artan bir şekilde ve kitleler halinde bayanların örtünmeleri de o derece savaş sebebidir. &lt;/font&gt;
&lt;p align=justify&gt;&lt;font size=3&gt;Çünkü bugün yeryüzüne egemen olan Batı kaynaklı modernist ve seküler toplumların, sürdürdükleri hayat tarzlarının, felsefelerinin ve kültürlerinin en büyük sütunları, olmazsa olmazları; kadın cinselliğinin ön plana çıkarılmasıdır, örtüsüzlüktür, çıplaklıktır ve nikâhsızlıktır. Bütün bunlar, söz konusu güç odakları için petrolden, su kaynaklarından daha önde gelmektedir. Çünkü petrol ve su, onların böyle bir hayatı sürdürebilmeleri için sadece birer araçtır, aslolan böylesi bir hayatı yaşamaktır. Onların her şeyleri çıplaklık üzerine, kadın cinselliği üzerine bina edilmiştir. Ticaretleri, ekonomileri, sanayileri, edebiyatları, romanları, hikâyeleri, ekranları ve bütün medyaları özellikle örtüsüzlük üzerine kurulmuştur. &lt;/font&gt;
&lt;p align=justify&gt;&lt;font size=3&gt;Ne var ki, günümüz dünyasında İslam hızlı bir şekilde yükselişe geçmiştir. Yükselen İslam'ın en belirgin yüzü ise tesettüre bürünen bayanlardır. Bundan önceki devirlerde İslam'ın görünen yüzü belki akıncılardı, mücahitlerdi, fetihlerdi... Günümüz dünyasında Allah'ın nurunu yeryüzüne yayma görevi Müslüman kadınlara, Müslüman kızlara ait olacaktır. Artık bundan böyle İslam denilince akla ilk gelecek olan şey, tesettürlü bayanlar olacaktır. &lt;/font&gt;
&lt;p align=justify&gt;&lt;font size=3&gt;İslamî yükselişle birlikte kadının örtünmesi demek, cinselliğini geri plana çekerek şahsiyetini ön plana çıkarması demektir, yani onların bütün sermayelerinin ellerinden alınması demektir, sistemlerinin en büyük sütununun yıkılıp yerle bir olması demektir. &lt;/font&gt;
&lt;p align=justify&gt;&lt;font size=3&gt;Onun için, İslam'ın yükselişi ve özellikle bayanların artan bir şekilde örtünmeleri karşısında söz konusu güç odaklarının sessiz kalacaklarını, bu işi kendi oluruna bırakacaklarını, mücadeleye son vererek pes edeceklerini beklemek saflıktır. &lt;/font&gt;
&lt;p align=justify&gt;&lt;font size=3&gt;Seküler, modernist ve kadın cinselliğine tapınan Batı dünyasının örtünmeye karşı Türkiye kadar gaddar olmadığını, daha anlayışlı olduğunu, hatta üniversitelerinde örtünmenin serbest olduğunu, dolayısıyla Batı’da ve Batılı hayat tarzının egemen olduğu toplumlarda örtünenlerle örtüsüzler arasında bir gerginliğin söz konusu olmayacağını ileri sürecek olursanız, şu noktaları unutmamanızı hatırlatırız. &lt;br&gt;Birincisi: Batı emperyalizmi, ülkelerinde kendi hayat tarzını tehdit etmeyecek boyutlardaki az miktardaki bir tesettürü, demokrasileri için bir çeşni ve zenginlik kabul etmekte, hatta ne kadar özgürlükçü olduklarını göstermek için bunu bizlere karşı koz olarak kullanmaktadırlar. Tesettür ne zaman kendi hayat tarzlarını tehdit edecek boyutlara vardı, siz onların kim olduğunu hele o zaman bir seyredin. &lt;/font&gt;
&lt;p align=justify&gt;&lt;font size=3&gt;İkincisi: Batı emperyalizmi örtünmeye ve Müslümanca hayat tarzına karşı verdiği savaşı, şimdilik kendi coğrafyasının dışında, başkalarının topraklarında, yani bizim topraklarımızda sürdürmektedir. Mecbur kaldığında bu savaşı kendi topraklarında da vermekten geri durmayacağının işaretlerini görmekteyiz. &lt;/font&gt;
&lt;p align=justify&gt;&lt;font size=3&gt;Tarih, bu gerginliği defalarca yaşamıştır. Aziz şehid Hz. Yahya Aleyhisselam bu konunun zirvesindeki biricik sembolümüzdür. Saray etrafında çöreklenen ve ahlâksızca bir hayat süren sosyete grubu, Hz. Yahya Aleyhisselamı sürdürmekte oldukları ahlâksız yaşantıları için en büyük tehdit olarak görmüşlerdir. Hayâsızca sürdürülen bu yaşantı biçiminin üstüne üstüne giden, saray ve çevresinde oluşan bu kokuşmuş yaşantı biçimini hedef alan Hz. Yahya Aleyhisselam, önce hapse atılmış ve sonra da mübarek başı kesilerek fuhuş düzeninin önüne bir tepsi içerisinde sunulmuştur. &lt;/font&gt;
&lt;p align=justify&gt;&lt;font size=3&gt;Yüz yıla yakındır Türkiye'ye egemen durumdaki oligarşi, örtünmeye öylesine düşmandır ki, bu konuda gücünün yettiği her şeyi ortaya koyacaktır. Bugün AKP için açılan kapatma davasındaki iddiaların tamamı dönüp dolaşıp örtünme üzerinde yoğunlaşmaktadır. Dahası, bundan önce kapatılan aynı kulvardaki partiler de örtünme üzerinden kapatılmışlardır. &lt;/font&gt;
&lt;p align=justify&gt;&lt;font size=3&gt;Birtakım siyasi değişikliklerle üniversitelerde başörtüsü serbest bırakılsa bile, hayatın diğer alanlarında yasağın sürmesi örtünenleri, örtünmek isteyenleri kesinlikle tatmin etmeyeceği gibi, örtü düşmanlarının direnişi de artan bir hızla sürüp gidecektir. &lt;/font&gt;
&lt;p align=justify&gt;&lt;font size=3&gt;Şimdi siz örtünme meselesinin bir kanunla, bir yönetmelikle halledileceğini ve artık bu konunun tamamen kapanıp gideceğini ve gündemden düşeceğini zannediyorsanız, büyük bir yanılgı içindesiniz. &lt;/font&gt;
&lt;p align=right&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;b&gt;Alıntı: Mehmet GÖKTAŞ&lt;br&gt;(İnzar Dergisi 43. Sayı) &lt;/b&gt;&lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;img src="http://c.services.spaces.live.com/CollectionWebService/c.gif?cid=2584224749880000874&amp;page=RSS%3a+%c3%96RT%c3%9cNMEK%2c+BUNDAN+B%c3%96YLE+DARBE+SEBEB%c4%b0D%c4%b0R%2c+HATTA...&amp;referrer=" width="1px" height="1px" border="0" alt=""&gt;&lt;img style="position:absolute" alt="" width="0px" height="0px" src="http://c.live.com/c.gif?NC=31263&amp;amp;NA=1149&amp;amp;PI=73329&amp;amp;RF=&amp;amp;DI=3919&amp;amp;PS=85545&amp;amp;TP=gulcangoktas.spaces.live.com&amp;amp;GT1=gulcangoktas"&gt;</description><comments>http://gulcangoktas.spaces.live.com/Blog/cns!23DD02B7DC5EC16A!597.entry#comment</comments><guid isPermaLink="true">http://gulcangoktas.spaces.live.com/Blog/cns!23DD02B7DC5EC16A!597.entry</guid><pubDate>Mon, 26 May 2008 06:42:02 GMT</pubDate><slash:comments>0</slash:comments><msn:type>blogentry</msn:type><live:type>blogentry</live:type><live:typelabel>Blog entry</live:typelabel><wfw:commentRss>http://gulcangoktas.spaces.live.com/blog/cns!23DD02B7DC5EC16A!597/comments/feed.rss</wfw:commentRss><wfw:comment>http://gulcangoktas.spaces.live.com/Blog/cns!23DD02B7DC5EC16A!597.entry#comment</wfw:comment><dcterms:modified>2008-05-26T13:09:09Z</dcterms:modified></item><item><title>8 YILLIK ZORUNLU EĞİTİM</title><link>http://gulcangoktas.spaces.live.com/Blog/cns!23DD02B7DC5EC16A!582.entry</link><description>&lt;div style="font-family:Arial;text-align:center"&gt;&lt;font size=4&gt;&lt;span style="font-family:Arial Black"&gt;8 YILLIK ZORUNLU EĞİTİM&lt;/span&gt;&lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;span style="font-family:Arial"&gt;1. Hâlen beş yıllık mecbûrî ilköğretimden mezun olan çocukların ancak yarısı orta öğrenime geçmekte, geriye kalanlar çıraklığa, işe ve aile yardımına yönelmektedirler. Orta öğretimde bugünkü talebe sayısı içinde dahi önemli ölçüde öğretmen, bina, yönetici, araç-gereç yetersizliği vardır. Beş yıllık ilkokullardan mezun olan -yeni sistemde beşinci yılı tamamlayan- bütün öğrencilerin ilâve üç yıl daha mecbûrî öğrenime tâbî tutulmaları hâlinde darlık ve sıkıntı değil, gerçek bir tıkanma olacaktır. Buna tedrîcen geçilmesi de sakıncalıdır; mecbûriyet demokrasi, insan hak ve hürriyetleri ile kabil-i telîf değildir. Yapılacak şey, beş yıllık ilköğretimden sonraki öğrenimin isteğe bağlı olması, bunu isteyenlerin sayısını arttırmak için çareler bulunmasıdır. &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family:Arial"&gt;&lt;span style="font-family:Arial"&gt;2. Dînî açıdan bir erkek ihtilâm olunca, yahut bu gelişme gecikirse onbeş yaşına gelince ergen (bâliğ) olur. Kız ise ay hâli görmeye başlayınca, yahut bu durum gecikirse, yine onbeş yaşına gelince ergen (bâliğa) olur. Şu hâlde gerek erkek ve gerekse kız çocuklarının 14 yaşlarına girmeden önce ergen olmaları mümkündür. Ergen insan her türlü dînî ve hukûkî yükümlülüğün altına girmiş sayılır. Bu yükümlülükler içinde ibâdetler bulunduğu gibi, kadın-erkek arası ilişkilerdeki sınırlar ve örtünme de vardır. Ergen kızlarla, ergen erkeklerin sekiz yıllık mecbûrî öğrenime tâbî tutulmaları hâlinde -hele de bu bölge yatılı okullarında yapılınca- sayısız dînî mahzurlar, ihlâller karşısında kalmamız kaçınılmazdır. &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family:Arial"&gt;&lt;span style="font-family:Arial"&gt;3. Öğrencileri, 12 yaşlarından itibaren daha önceden yapılacak incelemelerle tesbit edilen ilgi ve eğilim alanlarına yönlendirmek gerekir. Bunu 14-15 yaşa kadar geciktirmek zaman kaybına, hatta istidat isrâfına sebep olur. Bu sebeple beş yıllık mecbûrî öğrenimden sonra öğrenciler, kâbiliyet ve eğilimlerine uygun eğitim ve öğretime tâbî tutulmalıdır, tamamını üç yıl daha aynı kalıpta tutmanın makûl bir gerekçesi yoktur. &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family:Arial"&gt;&lt;/font&gt;&lt;span style="font-family:Arial"&gt;&lt;font size=3&gt;4. Sekiz yıllık mecbûrî öğretime geçmeye ne imkânlar elvermekte, ne de bunun için makûl bir sebep bulunmaktadır. Bu durum gözönüne alınırsa &amp;quot;gizli bir sebepten&amp;quot; bahsetmek yerinde olur. Bu ise İmam-Hatip Liselerini baltalamak, halkın ümit bağladığı, kafası ve gönlü aydın, milleti ile bütünleşmiş, kendilerini onun hizmetine adamış gençlerin sayısını azaltmak, onları toplumdan tecrit ederek câmiye hapsetmektir.&lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;
&lt;div style="text-align:right"&gt;&lt;font size=3&gt;&lt;span style="font-weight:bold;font-family:Arial"&gt;Prof. Dr. Hayreddin Karaman&lt;/span&gt;&lt;br&gt;&lt;span style="font-family:Arial"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;&lt;br&gt;&lt;img src="http://c.services.spaces.live.com/CollectionWebService/c.gif?cid=2584224749880000874&amp;page=RSS%3a+8+YILLIK+ZORUNLU+E%c4%9e%c4%b0T%c4%b0M&amp;referrer=" width="1px" height="1px" border="0" alt=""&gt;&lt;img style="position:absolute" alt="" width="0px" height="0px" src="http://c.live.com/c.gif?NC=31263&amp;amp;NA=1149&amp;amp;PI=73329&amp;amp;RF=&amp;amp;DI=3919&amp;amp;PS=85545&amp;amp;TP=gulcangoktas.spaces.live.com&amp;amp;GT1=gulcangoktas"&gt;</description><comments>http://gulcangoktas.spaces.live.com/Blog/cns!23DD02B7DC5EC16A!582.entry#comment</comments><guid isPermaLink="true">http://gulcangoktas.spaces.live.com/Blog/cns!23DD02B7DC5EC16A!582.entry</guid><pubDate>Fri, 23 May 2008 06:23:04 GMT</pubDate><slash:comments>0</slash:comments><msn:type>blogentry</msn:type><live:type>blogentry</live:type><live:typelabel>Blog entry</live:typelabel><wfw:commentRss>http://gulcangoktas.spaces.live.com/blog/cns!23DD02B7DC5EC16A!582/comments/feed.rss</wfw:commentRss><wfw:comment>http://gulcangoktas.spaces.live.com/Blog/cns!23DD02B7DC5EC16A!582.entry#comment</wfw:comment><dcterms:modified>2008-05-26T13:10:09Z</dcterms:modified></item><item><title>BENCİLLİK ve NEFSE TAPICILIK</title><link>http://gulcangoktas.spaces.live.com/Blog/cns!23DD02B7DC5EC16A!511.entry</link><description>&lt;p&gt;&lt;font face="Times New Roman" size=4&gt;
&lt;/font&gt;
&lt;div style="text-align:center"&gt;&lt;font face="Times New Roman" size=4&gt;&lt;b&gt;BENCİLLİK ve NEFSE TAPICILIK&lt;/b&gt;&lt;/font&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;font face="Times New Roman" size=4&gt;
Yine bu dönemde doğmuş bir başka hastalık daha vardır. Zamanla gelişip önü 
alınamaz bir hal oldu. Bu hastalık, Müslümanlar arasından tüm bağlılık (vela) 
şekillerini kaldırmış, geriye yalnızca kişinin kendisine ya da kabilesine 
bağlılığı kalmıştı. Oysa İslam, ırk, ister cins, ister renk, ister toprak ve 
isterse dil bağları dolayısıyla ortaya sürülen her türlü bağlılık (vela) 
çeşidini reddetmiş ve bunu ayaklar altına almış bulunuyordu. Geriye yalnızca 
Allah’a, Rasulü’ne ve Dini’ne bağlılığını bırakmıştı. Bireysel ya da toplumsal 
olsun Müslümanın yaşayışının döküldüğü kalıp ise yalnız bu bağlılıklar esasına 
dayalı idi. Meliklik Dönemi’nden sonra ise bu bağlılıklar gittikçe zayıflamaya 
başladı. Müslümanların maneviyatlarının temeli ve ahlâkî üstünlüklerinin direği 
olan bu bağlılık (vela), zayıflayıp çözülmeye başlayınca bunun yerini -doğal 
olarak - bencillik ve nefsin hevasına uymak aldı.&lt;/font&gt;
&lt;p&gt;&lt;font face="Times New Roman" size=4&gt;Eğer en yüce bağlılığın varlığı söz 
konusu değilse, ne derece büyük olursa olsun, insanoğlunun herhangi bir prensip 
uğruna canını ve değerli şeylerini feda etmesi, tabiatının bir gereğidir. 
(Fedakarlık şöyle dursun) bundan sonraki davranışlarının nedeni ya kişisel 
çıkarları ya da ailesinin ve kabilesinin çıkarlarıdır. Bunun bir sonucu, olarak 
İslam toplumunda paralı asker, subaylar ve yöneticiler kesimi ortaya çıktı. 
Bunlar da ahlâkî bakımdan o derece aşağılaşmışlardı ki, basit değerler 
karşılığında vicdanlarını satın alabilenler, istediklerini elde edebiliyorlardı. 
Onlar, eğitilmiş vahşi hayvanlara benziyorlardı. Onu doyurduğun sürece arkandan 
gelir, birisini gösterdiğin zaman gider onu yakalar ve parçalar.&lt;/font&gt;
&lt;p&gt;&lt;font face="Times New Roman" size=4&gt;Bu konuda ülkemizde meydana gelen 
olayları örnek olarak gösterebiliriz. Müslüman halk, peş peşe gelen yönetimlere 
paralı askerler sağlıyordu. Müslümanların en azılı düşmanlarından olan Murihta 
Yönetimi’nin elinden Müslümanların malları, canları ve ırzlarının büyük zararlar 
görmüş olduğunu, hepiniz biliyorsunuz. Evet bu yönetimin askerleri arasında bile 
Müslüman kimselerden yer alanlar vardı. Bunların ise, topların kullanılmasında 
ve bombaların atılmasında büyük-bilgi ve becerileri vardı. Bu topraklara 
İngilizler ayak basınca, bu sefer onların da bizzat Müslümanlar arasından paralı 
askerleri oldu ve onlar sayesinde tüm bölgeyi ellerine geçirdiler ve dışarıdan 
başka askeri güç getirmeye hiçbir gerek duymadılar. Çünkü bizzat bu bölge halkı 
arasından askeri bölgeyi ellerinde tümüyle tutmalarını sağlayacak kimseler 
bulabildiler ve bunların, güvenliğin sağlanmasında ve düzenin korunmasında büyük 
yardımlarını gördüler. Bu pahalı askerlerden hiçbir kimse oynadığı rolün 
çirkinliğini fark etmiyor, gücünü ve bilgisini kimin yararına kullandığını 
düşünmüyor, hangi ülkeyi zapt ettiğini hatırına getirmiyor, yönetimi ve düzeni 
kimin yararına koruduğunu anlamak için aklını kullanmıyordu.&lt;/font&gt;
&lt;p&gt;&lt;font face="Times New Roman" size=4&gt;Hiç düşündünüz mu tüm bunlar neden oldu 
diye? Çünkü tüm yüce bağlılık duygularından yoksun kalmışlardı. Onları her türlü 
alçakça davranıştan koruyabilecek bağlılık (olan Allah’a, peygamberine ve dinine 
olan vela bağı) ortadan kalkmış, onu da yok etmişlerdi. Geriye yalnızca kötülüğü 
emredip duran nefs-i emmarelerine bağlılıktan başka bir şeyleri kalmamıştı. 
Aklın kabul etmediği, duygunların reddettiği bu tür alçak işlere kişiyi nefsi 
bağlılıktan başka ne itebilirdi ki?&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Doğu’da Filipin Adaları’ndan batıda Fas’a kadar tüm İslam Ülkeleri peş peşe 
elden çıktı. Batı Emperyalizmi onları ellerine geçirdi. Batı Emperyalizmi’nin 
Müslüman halklara egemen olması, tesadüfen ortaya çıkmış bir şey değildir. 
Bilakis bunun tarihi derin kökleri vardır. Burada bunları enine boyuna 
inceleyebilmek imkanına sahip değilim. Ancak oldukça özlü bir ifade ile sizlere 
tarihimizin üçüncü aşamasını hazırlayan etkenlerden söz edeceğim. Yani İslam 
toplumlarının istisnasız olarak emperyalizmin kurbanı olduğu üçüncü aşamanın 
etkenlerinden söz edeceğim. Eğer emperyalizmin kucağına düşmemiş bir iki devlet 
kalmış idiyse bile bunların da sonucu, diğer ülkelerden farklı olmamıştır.&lt;/font&gt;
&lt;p&gt;&lt;font face="Times New Roman" size=4&gt;Türkiye’nin, İran’ın ve Afganistan’ın 
emperyalizmin fiilî istilalarından uzak kalmış olması, onlara kıskanılacak bir 
nitelik kazandıramamıştır. Aksine buraları da, emperyalizmin saldırılarına 
uğrayan bölgelerden daha kötü durumlara düştü.&lt;/font&gt;
&lt;p align=right&gt;&lt;font face="Times New Roman" size=4&gt;Mevdûdî&lt;/font&gt; &lt;br&gt;&lt;img src="http://c.services.spaces.live.com/CollectionWebService/c.gif?cid=2584224749880000874&amp;page=RSS%3a+BENC%c4%b0LL%c4%b0K+ve+NEFSE+TAPICILIK&amp;referrer=" width="1px" height="1px" border="0" alt=""&gt;&lt;img style="position:absolute" alt="" width="0px" height="0px" src="http://c.live.com/c.gif?NC=31263&amp;amp;NA=1149&amp;amp;PI=73329&amp;amp;RF=&amp;amp;DI=3919&amp;amp;PS=85545&amp;amp;TP=gulcangoktas.spaces.live.com&amp;amp;GT1=gulcangoktas"&gt;</description><comments>http://gulcangoktas.spaces.live.com/Blog/cns!23DD02B7DC5EC16A!511.entry#comment</comments><guid isPermaLink="true">http://gulcangoktas.spaces.live.com/Blog/cns!23DD02B7DC5EC16A!511.entry</guid><pubDate>Fri, 16 May 2008 15:52:38 GMT</pubDate><slash:comments>0</slash:comments><msn:type>blogentry</msn:type><live:type>blogentry</live:type><live:typelabel>Blog entry</live:typelabel><wfw:commentRss>http://gulcangoktas.spaces.live.com/blog/cns!23DD02B7DC5EC16A!511/comments/feed.rss</wfw:commentRss><wfw:comment>http://gulcangoktas.spaces.live.com/Blog/cns!23DD02B7DC5EC16A!511.entry#comment</wfw:comment><dcterms:modified>2008-05-16T15:53:23Z</dcterms:modified></item><item><title>POPÜLER KÜLTÜR TEHDİT EDİYOR</title><link>http://gulcangoktas.spaces.live.com/Blog/cns!23DD02B7DC5EC16A!492.entry</link><description>&lt;p align=center&gt;&lt;font face="Times New Roman"&gt;&lt;font size=4&gt;&lt;b&gt;POPÜLER KÜLTÜR TEHDİT EDİYOR&lt;br&gt;&lt;/b&gt;&lt;br&gt;S.Ü. Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Sosyolog Yrd. Doç. Dr. Mustafa Aydın, “Popüler kültürün İslam dinine verdiği zarar, ateizmin verdi zararından bile daha fazladır.” dedi.&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;font size=4&gt;&lt;b&gt;ATEİZMDEN BİLE TEHLİKELİ&lt;br&gt;&lt;/b&gt;Popüler kültürün dine ateist anlayıştan bile daha fazla zarar verdiğini söyleyen Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Sosyolog Yrd. Doç. Dr. Mustafa Aydın, “Ateizm de bir inanç sistemidir. Ateizm Allah’ın olmadığını ileri sürer. Böyle bir iddia inananlar üzerinde etkili olmaz. Fakat, aynı durum popüler kültür için geçerli değildir. Çünkü, popüler kültürün verdiği mesaj net olarak anlaşılamamaktadır. Postmodern süreçteki popüler kültür, inanan insanları bile etkisine almaktadır. Popüler kültürde dini inançların kullanılması insanlarda inanç boşluğu oluşturmaktadır.” şeklinde konuştu.&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;font size=4&gt;&lt;b&gt;BATI, İSLAM DÜNYASINA SAVAŞ AÇTI&lt;br&gt;&lt;/b&gt;Popüler kültürün dini örnekleri ve değerleri yıprattığını kaydeden Aydın, “Böyle bir kültür, dinin diyanetin tanrı düşüncesinin dışında kendi içinde bütünleştirdiği pop yıldızını veya bir sporcuyu ilahlaştırıyor. Buna birçok örnek verilebilir. Bu tür örnekler spor alanında yaşanmaktadır.” diye konuştu. Batı dünyasının İslam dünyasına medya yolu ile bir savaş açtığını ifade eden Aydın, “Batı önceden top tüfekle İslam dünyasına saldırırdı. Ama şimdi yöntemler değişti. Medya yoluyla Müslümanlara kendi kültürünü ve inanç sistemini empoze etmek istemektedir. Popüler kültürün hegomonik etkisi İslam’a karşı olmuştur.” diye konuştu.&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;font size=4&gt;&lt;b&gt;İSLAM ’a KARŞI KÜRESEL SAVAŞ&lt;br&gt;&lt;/b&gt;S.Ü. Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Sosyolog Yrd. Doç. Dr. Mustafa Aydın, “Modern dünyada toplumların yegane sığınağı dindir. Dinin hegamonik dünyada belirleyici bir yeri vardır. Batı dünyası da bunu çok iyi biliyor. Bunun için de İslam’a karşı küresel bir savaş açmıştır.” dedi.&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;font size=4&gt;&lt;b&gt;POPÜLER KÜLTÜRÜN DİNE ZARARI BÜYÜK&lt;br&gt;&lt;/b&gt;Popüler kültürün dine verdiği zarar son yıllarda daha fazla ortaya çıktı. Popüler kültürün verdiği Postmodern süreçte toplumlar argümantif olmadığı için bu tür propagandalara tepki veremiyor. Popüler kültürün dini en çok yıpratan unsur olduğuna dikkat çeken Aydın, “Ateizm din için fazla bir tehlike oluşturmuyor. Çünkü, ateizmde herkes biliyor ki Allah inancı yok. İnanan insanların herhangi bir etkilenmesi olmuyor. Aziz Nesin ve onun gibi insanların gerçekte dine bir zararları olmamıştır” dedi. Postmodern süreçte popüler kültürün dine büyük zarar verdiğinin altını çizen Aydın, “Mesela, rock müzik söyleyen bir şarkıcı Allah ile ilgili bir şey söylemektedir. Aslında burada Tanrı hiç tartışılmamaktadır. Ama bu pop yıldızı ilahlaştırılmaktadır. Yine spor olayında da bunun gibi örnekler verilebilir. Futbol mabedi, futbolun ilahi gibi kelimeler dine zarar vermektedir. Popüler kültür dini değerleri yıpratarak veya yıkarak insanlarda inanç boşluğu oluşturmaktadır. Burada ortaya çıkan tablo bize şunu göstermektedir. Popüler kültür, ateizmden daha tehlikelidir.” ifadelerini kullandı.&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;ÇOCUKLARIMIZI İYİ EĞİTMELİYİZ&lt;/b&gt;&lt;br&gt;Popüler kültürde verilen mesajın net olarak anlaşılamaması nedeniyle argumantatif bir tavır sergilenemediğini vurgulayan Aydın, “Burada sembolik ve sanal bir dünya oluşturuluyor. İnanan insanlar bile bunun içinde kayboluyor. Popüler kültürün verdiği mesajların çok net olmaması nedeniyle tepki vermekte zorlaşıyor. Burada yapılacak en iyi şey dinin verdiği mesajın iyi ve doğru anlaşılarak bu tür propagandalar karşında etkilenmemeliyiz” dedi. Çocukların özellikle tv kanallarında çıkan bazı programlardan uzak tutulması gerektiğini dile getiren Aydın, “Mümkün olduğunca çocuklarımızı ehil kişilere emanet etmeliyiz. Çocuklarımıza olayları anlayacakları şekilde anlatmalıyız. Kendimizde bu konularda kafa yormalıyız.” ifadelerini kullandı.&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;/font&gt;&lt;font size=4&gt;&lt;b&gt;İSLAM’A KARŞI POSTMODERN SAVAŞ&lt;br&gt;&lt;/b&gt;“Modern dünyada toplumların yegane sığınağı dindir.” diyen Aydın, şunları kaydetti; “Dinin hegomonik dünyada belirleyici bir yeri vardır. Batı dünyası da bunu çok iyi biliyor. Batı dünyası İslam’a karşı küresel bir savaş açmıştır. Popüler kültürün hegamonik etkisi İslam’a karşı olmuştur. Önceden İslam’a karşı savaş topla tüfekli idi. Şimdi yöntemler değişti. Batı Medyayı kullanarak savaş sürdürmektedir. Batı televizyonları bir intihar timinin eyleminin ardından camide namaz kılan insanları göstermektedir. Böyle bir görüntü insanların zihnine kazınacaktır. İslam’a karşı karalayıcı ve genelleyici görüntüler yayınlanmaktadır. İslam dünyasına karşı Postmodern bir savaş yapılmaktadır. Batı dünyası, medya yolu ile kendi kültürünü empoze etmeye çalışmaktadır. &amp;quot;Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ve Ilımlı İslam” gibi söylemlerin küresel savaşın bir unsuru olduğuna dikkat çeken Aydın, “Bütün bunlar İslam dinini yozlaştırmak için yapılan çalışmalardır. Batı dünyası omurgasız, kaburgasız bir İslam anlayışı istemektedir. Ilımlı İslam’dan kasıt ise budur.” diye belirtti.&lt;br&gt; &lt;/font&gt;&lt;/font&gt;
&lt;p align=right&gt;&lt;font face="Times New Roman" size=4&gt;İbrahim BÜYÜKEKEN&lt;/font&gt;&lt;img src="http://c.services.spaces.live.com/CollectionWebService/c.gif?cid=2584224749880000874&amp;page=RSS%3a+POP%c3%9cLER+K%c3%9cLT%c3%9cR+TEHD%c4%b0T+ED%c4%b0YOR&amp;referrer=" width="1px" height="1px" border="0" alt=""&gt;&lt;img style="position:absolute" alt="" width="0px" height="0px" src="http://c.live.com/c.gif?NC=31263&amp;amp;NA=1149&amp;amp;PI=73329&amp;amp;RF=&amp;amp;DI=3919&amp;amp;PS=85545&amp;amp;TP=gulcangoktas.spaces.live.com&amp;amp;GT1=gulcangoktas"&gt;</description><comments>http://gulcangoktas.spaces.live.com/Blog/cns!23DD02B7DC5EC16A!492.entry#comment</comments><guid isPermaLink="true">http://gulcangoktas.spaces.live.com/Blog/cns!23DD02B7DC5EC16A!492.entry</guid><pubDate>Mon, 12 May 2008 19:20:17 GMT</pubDate><slash:comments>0</slash:comments><msn:type>blogentry</msn:type><live:type>blogentry</live:type><live:typelabel>Blog entry</live:typelabel><wfw:commentRss>http://gulcangoktas.spaces.live.com/blog/cns!23DD02B7DC5EC16A!492/comments/feed.rss</wfw:commentRss><wfw:comment>http://gulcangoktas.spaces.live.com/Blog/cns!23DD02B7DC5EC16A!492.entry#comment</wfw:comment><dcterms:modified>2008-05-12T19:20:17Z</dcterms:modified></item><item><title>Sorumluluk ve Medya!</title><link>http://gulcangoktas.spaces.live.com/Blog/cns!23DD02B7DC5EC16A!491.entry</link><description>&lt;p align=center&gt;&lt;font face="Times New Roman" size=5&gt;&lt;strong&gt;SORUMLULUK ve MEDYA!&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;
&lt;div style="font-size:12pt"&gt;&lt;font face="Times New Roman" size=4&gt;Dünyadaki herkes birilerine karşı sorumluluk duyar; bu zamanı gelir aile olur, arkadaş eş dost olur, öğretmeni olur, iş yerindeki patronu olur. Kim olursa olsun, insanlar sorumluluklarını bilirler ve ona göre hareket ederler. Herkesin, bilhassa inananların Allah’a karşı sorumlulukları dünyada en önemlisidir. Bunun için ibadetlerimizi düzenli olarak yerine getiririz. Dini anlatmak Allah rızası için yapılan bir sorumluluktur. İnsanın kendi kendine ben Allah’ın dini için ne yaptım veya ne yapacağım demesi de bir sorumluluk örneğidir. Tabi ki bunun lafta kalmaması lazım. Acaba kaçımız Allah’ın dini için kafa yoruyoruz. Hangi konuşmalarımızda Allah ve onun dini geçiyor… Spordan, müzikten, para kazanmaktan, karşı cinsten, magazinden konuştuğumuz kadar dinden, Allah’tan konuşuyor muyuz acaba?&lt;br&gt;&lt;br&gt;Acaba medya bu konuda ne yapıyor? Birçok televizyon kanalında bırakın Allah’ı anmayı nerdeyse dine savaş açılıyor, Allah’ın haram kıldığı zina, kumar, eşcinsellik, içki gibi öğelerin açık açık ya da dolaylı yollardan reklamı yapılıyor. Dünya hayatının kısa olduğunu, bu yüzden dünyadan ne kadar faydalanırsak kendimiz için o kadar iyi olduğu insanlara empoze ediliyor. İnsanlara Allah inancı unutturuluyor, bütün pislikler iyi, hoş, yapılması gereken, kaçırılmaması lazım şeyler olarak halkın önüne sunuluyor. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Aslında çok önemli bir güç olan medyanın İslam için, Allah için kullanılması, şu an din adına yapılan yanlışların tartışılması, insanların ahiret inancı için çok önemli bir aracı olarak kullanılması gerekir. İletişim çağında artık bir şeyleri anlatmak o kadar kolay ki bunu kullanabilirsek hem din adına hem de kendimiz adına çok iyi işler yapmış oluruz. Milyonlarca kişiye tebliğ yapma imkanının getirisini bir düşünün..&lt;br&gt;&lt;br&gt;SAMİMİYET!&lt;br&gt;&lt;br&gt;Allah’a, onun ayetlerine, dine karşı gerçekten samimi miyiz? Bu soruyu kendimize sık sık sormalıyız. Türkiye’deki insanlara sorsak yüzde 90’ı Allah’a, ahirete inanır ama ona göre hareket eder mi? Evleneceğimiz kişiyi çok beğenebiliriz ama ya inançsızsa? İyi bir işimiz olabilir ama gelen para haramsa? Seçimimiz ne oluyor? Genç yaşta dini yaşamak istiyoruz ama ailemiz buna karşı çıkıyor (toplumda dini kişisel çıkarlar için kullananlara karşı çocuğunu korumak için) Bunu aşacak samimiyetimiz var mı? Arkadaşlarla iken dini yaşamak zor oluyor… (Arkadaş?) Bunu aşacak samimiyetimiz var mı? Bu ve benzeri durumlardan tercihimizi Allah’tan ve onun emrettiklerinden yana mı koyuyoruz?&lt;br&gt;&lt;br&gt;Bunu gerçekleştirmek Kuran’ı tam anlamıyla içimize sindirmekle olur. Bilinmesi gereken nokta şu: Allah’ın rızasının yanında evdir, arabadır, kadındır, zenginliktir, hepsi boş..&lt;br&gt;&lt;br&gt;AİLELER ve DİN&lt;br&gt;&lt;br&gt;Genelde ilk dini terbiyeyi, telkinleri aileden alırız. İnançlı ailelerin çocukları bu konuda daha şanslıdır. Çünkü gördükleri onlar için iyi bir örnektir. Ama ailelerde aktarmada sorunlar yaşayabilir. Çocuğun yaşına göre dinin nasıl anlatılacağı, nelerin önce verilmesi gibi konular aileler için problem olabilir. Bunu çözebileceğimiz kaynaklar henüz yetersiz olduğundan Milli Eğitimin rolü bu durumda büyüktür. Dini uydurmalardan arındırılmış, Kuran’a bağlı, çocukların seviyesine uygun bir eğitimin verilmesi gerekmektedir. &lt;br&gt;&lt;br&gt;SANAT&lt;br&gt;&lt;br&gt;Dinin insanlara aktarılmasında sanat önemli bir yer alabilir ama gelenekçi İslam'a göre sanat haram olduğundan burada büyük bir boşluk doğmuştur ve önemli bir fırsat kaçmıştır. İslam ülkeleri sanatla barışık olmadığı için toplumun bu yönden gelişmesi yavaşlamıştır. Kur'an çevirilerinin birçoğunda inanmayanların ya da ikiyüzlülerin (münafıkların) peygamber için şair dediği söylenir. Oysa orada geçen kelime mitolojiyi anlatan insan yani mitolog kelimesidir.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Şairlere gelince, onlara da çapkınlar-sapkınlar uyar. Şuara Suresi 224&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ve şöyle diyorlardı: &amp;quot;Mecnun bir şair yüzünden ilahlarımız mı terk edeceğiz?&amp;quot; Saffat Suresi 36&lt;br&gt;&lt;br&gt;Mitolojide de bildiğiniz gibi tanrılardan(!) bahseder. Burada geçen kelimeyi şair olarak algıladıklarından ehli sünnet şiiri bile yasaklamıştır. Bunlar araştırma yapmadan yapılan çevirilerin sonucudur. Çeviri yapmakta bir sorumluluk hem de (özellikle Kur'an çevirisi) önemli bir sorumluluktur. Bir kelimenin yanlış anlaşılması çok farklı sonuçlar doğurabiliyor. &lt;br&gt;&lt;br&gt;İslam’da sanatın gelişememesinin bir diğer etkeni de ehli sünnetin açıklamalarıdır. Ehli sünnet sanatı tamamen kabul etmez. Müzik, resim, heykel ehli sünnete göre haramdır. Allah’ın dininde Allah’ın haram etmediği şeyleri haram etmek az bir vebali olmasa gerek.&lt;br&gt;&lt;br&gt;ADALET&lt;br&gt;&lt;br&gt;Peygamberlerin Allah’ın elçisi olarak seçilip dini anlatmaya başladıklarında onlara ilk karşı çıkanların o bölgenin güçlülerinin ve ileri gelenlerinin olduğunu Kuran’dan biliyoruz. Çünkü peygamberlerin gelmediği yerlerde adalet güçlüden yanadır, haklı olandan değil. Allah ise dinlerinde adaleti emreder. Haklıyı haksıza karşı koruma altına almıştır. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Çoğumuz filmlerden ya da gerçek hayattan mahkemelerde sanık ya da tanıklara yemin ettirildiğine tanık olmuşuzdur. İster mahkemelerde olsun, ister daha küçük şeylerde olsun sadece doğrular üzerine mi yemin ediyoruz? Adaletli davranıyor muyuz? Allah’ın indirdiği ayetlerinde en yakınınız dahi olsa adaletli davranın, insanların hakkını yemeyin, der. Biz kendimiz için olduğu kadar başkaları için de adaletli davranıyor muyuz, haksız olduğunu bildiğimiz olaylarda insanlara yakınlık derecesine göre mi davranıyoruz? Anne babamız da olsa haksızsa onlara haksızsın diyor muyuz? Kur'an’ı içine sindirenlerin önemli özelliklerinden biri de doğruyu ve haklıyı gerçek olarak söylemektir. Bu isterse anne baba aleyhine olsun. İşte asıl adalet, doğruluk bu olmalıdır. Allah her şeyin ödülünü verecektir. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Namazı gözetin, zekatı verin. Kendiniz için yapıp gönderdiğiniz her iyiliği elbette ALLAH katında bulacaksınız. ALLAH yaptığınız her şeyi görür. Bakara Suresi 11O&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="font-size:12pt"&gt;&lt;font face="Times New Roman" size=4&gt;(Alıntıdır.)&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://c.services.spaces.live.com/CollectionWebService/c.gif?cid=2584224749880000874&amp;page=RSS%3a+Sorumluluk+ve+Medya!&amp;referrer=" width="1px" height="1px" border="0" alt=""&gt;&lt;img style="position:absolute" alt="" width="0px" height="0px" src="http://c.live.com/c.gif?NC=31263&amp;amp;NA=1149&amp;amp;PI=73329&amp;amp;RF=&amp;amp;DI=3919&amp;amp;PS=85545&amp;amp;TP=gulcangoktas.spaces.live.com&amp;amp;GT1=gulcangoktas"&gt;</description><comments>http://gulcangoktas.spaces.live.com/Blog/cns!23DD02B7DC5EC16A!491.entry#comment</comments><guid isPermaLink="true">http://gulcangoktas.spaces.live.com/Blog/cns!23DD02B7DC5EC16A!491.entry</guid><pubDate>Mon, 12 May 2008 19:10:10 GMT</pubDate><slash:comments>0</slash:comments><msn:type>blogentry</msn:type><live:type>blogentry</live:type><live:typelabel>Blog entry</live:typelabel><wfw:commentRss>http://gulcangoktas.spaces.live.com/blog/cns!23DD02B7DC5EC16A!491/comments/feed.rss</wfw:commentRss><wfw:comment>http://gulcangoktas.spaces.live.com/Blog/cns!23DD02B7DC5EC16A!491.entry#comment</wfw:comment><dcterms:modified>2008-05-12T19:10:10Z</dcterms:modified></item></channel></rss>