Hanımefendi's profileHanımefendiPhotosBlogListsMore Tools Help

çay4 Hanımefendi               


Bir bardak çay molası...


بِسْمِ الله حَسْبِيَ اللهِ تَوَكَّلْتُ عَلَى اللهِ لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ

Hanımefendi

Occupation
Location
Medeni Durumu: Evli

Destek: Gazze

 
 

Hava Durumu

Tahmin Anlık Günlük 3 Günlük
ISTANBUL ISTANBUL ISTANBUL ISTANBUL
ANKARA ANKARA ANKARA ANKARA
BALIKESIR BALIKESIR BALIKESIR BALIKESIR

Tavsiye

www.kitapyurdu.com'dan satın al

6-7 Eylül Olayları

Dikkatinizi çekti mi bilmem.
Son günlerde bir filmden, "Güz Sancısı" filminden, yola çıkarak azınlıkların Türkiye'de ne sıkıntılar çektiğinden (!) dem vuruluyor. Olabilir, bir-iki sıkıntı yaşamış olabilirler. 
Ne oluyor da mal bulmuş mağribi gibi üşüşüyorlar bunun üstüne acaba bizim tarafsızzz (!!!!!!!) medya?

Ermenilerden "özür" dileyen, aşağılık komplekslilerin işi mi acaba diye düşünmüyor değilim.
Ya da Türkiye'nin imajını zedelemek isteyenler mi var?
Ya da o olayların acısını dile getirmek isteyen mağdurların yakınları mı çektirdi filmi?
O olaylar ne için, hangi amaca hizmetle çıkarılmışsa aynı iş tekrar ısıtılmıyor mu sizce de?
Malûm, Türkler unutkandır. Aynı delikten iki kere sokulacak kadar (!) hem de.
O dönemde kimler, ne için tezgâhlamıştı bu olayları?
Araştırılmalı.
Aydınlatılmalı.
Devir değişti.
10 yıl öncesinde konuşulamayan şeyler konuşulur oldu artık.
Artık herkes, her şeyi konuşur oldu.
E biz de konuşalım artık 90 senedir ne çektiğimizi...
Umarım Müslümanların bu ülkede neler çektiğine dair de filmler yapan yönetmenler çıkar ülkemde.
Çemberimde Gül Oya, Hatırla Sevgili ne denli tesirli oldu solcuları tanımamıza değil mi?
Bizim uzaylı olmadığımızı gösterecek yönetmenler mutlaka çıkmalı mahzûn ve garîb ülkemde.

Sinemanın da bir silah gibi kullanıldığını ne zaman öğrenecek bizim metroseksüel Müslüman zenginlerimiz acaba?
Mustafa Akkad vakt-i zamanında Türkiye'ye gelmiş ve İstanbul'da bir film merkezi kurmak istemişti Hollwood'a alternatif.
Fatih Sultan Mehmed'in ve Harun Reşid'in filmini çekmek istemişti. Yüz verilmedi adamcağıza. Göçtü, gitti dâr-ı bekâya...

Çağrı filmini -hani o 1976 yılında yapılan ve her Ramazan seyrettiğimiz, hataları olmasına rağmen bu alanda çekilmiş ses getiren tek film- Suud hükümeti finanse ediyordu. Sonra vazgeçtiler. Film yarıda kalmışken Kaddafi sponsor oldu da film bitti. Libya çöllerinde Mekke sahnesi kuruldu. Kaddafi sosyalist falan ama duruşu olan bir adam.

Suudî yönetiminden böyle bir duruş (!) beklemek safdillik olur, farkındayım. Gazze meselesinde gördük duruşlarını (!). Eylem yapmayı bile yasakladılar.

Peki bizim zengin Müslümanlar neden böyle bir çalışmaya girmez? Hem kârlı bir iş. İyi bir yatırım. Hintliler bile uyduruk, bol şarkılı, danslı filmleri için Bollywood'u kurmuşken biz neden kurmayız alternatif film stüdyolarını?

Heeeeeeey, zengin Müslümanlar!
Bırakın bilmem kaç yıldızlı, altın odalı otellerde tatil yapmayı!..
Elin oğlu malı götürüyor.
Sizin çocuklarınızı filmleri ve sahte kahramanlarıyla zehirliyorlar.
Uyanın ve bakın etrafınıza!
O mal mülk size emanet!
Siz kazanmadınız, Allah denemek için verdi!
Ve sorar hesabını!
Allah için bir şeyler yapın.
Hem kâr edin iki dünyada da hem adınızı tarihe yazdırın...

Bizim Mustafa Akkad'larımız neden olmaz merak ederim. Bizim çocuklarımız ille de sırtını devlete dayayacak, memur olacak, öğretmen olacak öyle mi? 200 yıldır böyle.
Zihinler değişmeli dostlar. Çağ değişiyor. zihinlerde deprem olmalı ve çağın silahıyla silahlanmalı. Şu devirde sinema, medya neye kime hizmet ediyor? Bir bakın etrafınıza. Filmleri bir de bu gözle izleyin n'olur!
Çocuklarımızın yeteneği varsa bırakalım yönetmen olsunlar, İletişim okusunlar.
Bu kadar maddiyatçı düşünmeyelim n'olur!
Dava eri yetiştirelim n'olur...
Bir davamız varsa tabi...

Not:
6-7 Eylül Olaylarını merak edenler için aşağıdaki iki link yeterli bilgiyi hâizdir:

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=735543&title=67-eylul-devletin-muhtesem-orgutlenmesi

http://tr.wikipedia.org/wiki/6-7_Eyl%C3%BCl_Olaylar%C4%B1

ŞAMİLE

Şamile programını ayrı ve her bir kitabı tek tek seçerek, görerek indirecekseniz;
www.islamport.com. Sitenin alt tarafındaki linkten kitap kategorilerin bulunduğu bölüme ulaşabilirsiniz. (hîzâne bölümü)
Resmî olarak da http://www.shamela.ws/ sitesine başvurabilirsiniz.

KANA DOYDUN MU EY SAMİRİ!

KANA DOYDUN MU EY SAMİRİ!

Abdurrahman DİLİPAK | Haber Vakti

18 Ocak 2009 Pazar 20.25

 

Seni Yakub’un ve Musa’nın adı ile anmak istemiyorum.

Senin adın ancak Samiri olabilir!

Sormak istiyorum ey Kasap Samiri!

Kana doydun mu?

Yoksa alerji mi yaptı bebek kanı?

Ha! Kızılderili kanı, Kara derili kanı, Sarı derililerin kanı ile tatları farklı mı?

 

Hani Dostların, aynı kanlı mirası paylaştığın koruyucularının iştihaları daha büyüktü...

Boxer isyanında Çin’de 1 Milyon insan! 4 büyük ırktan biri olan Kızılderililerin neredeyse kökünü kuruttunuz.

Koskoca Afrika kıtasını köleleştirdiniz...

Köleleştirdiğiniz Afrikalıları Avrupa’ya, Amerika’ya ihraç ettiğiniz liman şehrine ne ad koymuştunuz? “Liberya” değil mi! Özgürlük kapısı!

İşte siz busunuz! Zenginliğiniz, soyguncu bir halkın zenginliği. Sizin zenginliğiniz milletlerin yoksulluğu kadar büyük!

 

Sizin siyasi sponsorunuz kimdi? İngiltere değil mi? “Bir damla kan, bir damla petrol” hesabı yani!

Ha! Sahi Aborijin bebeklerinin kanı nasıldı...

Çabuk yoruldun.

Korktun mu yoksa...

Midene kramp mı girdi...

Vicdanın kanamış olamaz...

Cehennemine odun taşımaya devam et ey Samiri...

 

Yurdun fahişelerin yurduna döndü... Sen pis bir sömürücüsün... Kendi kutsalına ihanet ettin... Yasağı çiğnedin... Suç işledin... Lanet olsun sana... Atam İbrahim’in, Peygamberim İshak’ın, Yakub’un, Musa’nın, Davud’un, Süleyman’ın laneti senin üzerine olsun...

Muhammed ümmetinin laneti seni bulacak...

 

Ey Samiri!

Gazzeli çocuğun sapanı Davud’un sapanıdır.

Senin ordun Calud’un ordusu.

Onun sapanındaki taş, Musa aleyhisselamın Tur’dan getirdiği taştır.

İbrahim’in şeytana attığı taştır, O taş Gazzeli çocukların yüreklerinde taşıdıkları, fil ordusunu yok eden Ebabil kuşlarının ayaklarında taşıdıkları taştır...

 

Gazzeli şehid çocukların kanı ne mübarek bir kanmış ki, bizi diriltti ve vahdeti sağladı... Duaya ve tövbeye yöneltti bizleri...

Gözyaşlarımızla arındık...

Gazze direnişi dünyanın Samiri vahşetine karşı gözlerini açtı... Samiri ülkesinin çirkin yüzünü gösterdi dünyaya.

 

Sadece Samiriyye değil, tüm dünyadaki işbirlikçi zalimlerin, bu vahşet karşısındaki sessizliği kendi halklarının gözünde küçük düşürdü onları.

 

İslam ümmeti Samirilerle birlikte Samiri dostlarını da lanetledi...

Bana göre Gazze direnişindeki israilin evdeki hesabı çarşıya uymadı.

Direnişi kırmadılar.

israille birlikte, El-Fetih de, Mısır da, Ürdün yönetimi ve daha birçok hükümet de kaybettiler...

Haksızlıklar karşısında susarak israilin işbirlikçisi ve suç ortağı oldular...

 

Tam da Kerbela günü vurdun Gazze’yi...

Tam da Zulüm diyarından, esenlikler yurduna göçen Resul’ün hicretine denk geldi.

 

Ve tam 22 günde biz zilletten Hürriyete hicret ettik...

Gazzeli çocukların kanı, yanan yıkılan Gazze’nin göklerindeki parlak ışıklar yolumuzu aydınlatan çerağ oldu...

 

Mekerallah!

Kazdığınız çukura düştünüz...

Ne planlar yapmıştınız...

Hepsi boşa çıktı...

 

Şimdi ateşkes ha!

Vur vur, sonra “ateşkes” diye kaç...

Şart dayat, itiraz edince de, yine saldır...

Ateş kes diye bizi zillete boyun eğdirmeye çalış...

Kendi askeri orada dururken, Gazzeli Müslümanlar eli böğründe ölümü bekleyemez.

Gazze halkı bu zillete razı olamaz.

Karşı çıkınca tekrar suçlu düşürüleceği duruma razı olamaz...

Bu ateşkes değil hile dolu bir tuzaktır...

Bunu herkese ve dünyaya anlatmamız gerek...

 

Gazzelilerin ilk sözü Allahu Ekber, son sözü Lailahe illallah!

 

Ey Samiri bu sözü duymadın mı?

Bize boyun eğdiremeyeceksiniz...

Bizim İlahımız ve Rabbimiz sen/siz değilsiniz. Bizim Rabbimiz ve ilahımız Allah’tır...

 

Gazze halkı ateşkesi reddediyor!

 

Bu bir barış planı değil, bir oyun...

Yarın çıkıp ”Ben ateşkes istedim, onlar saldırdılar, saldırgan taraf onlar, ben ne yapayım.” diyeceksin.

 

Önce Ambargo kalkacak.

Kapılar açılacak....

Sonra işgal ettiğin topraklardan geri çekileceksin...

Ardından bu katliamı için özür dileyecek ve tazminat ödemeyi kabul edeceksin...

Bu bir savaş filan değildi...

Silahsız bir halka karşı, vahşi hayvanlardan daha beter bir vahşet uygulaması idi...

Bu cinayeti emredenler cezalandırılacak ve sonra şartsız olarak insanca bir barış için görüşmelere başlayabiliriz...

 

Ey Samiri, siz o topraklara hâkimken oraya İsevileri sokmadınız, Onlar katlettiniz. Sonra onlar geldiler, sizi kovdular, sürgüne gönderdiler...

Ağlama duvarını çöplük yaptılar.

Ardından biz geldik...

O topraklara hâkim değil, hâdim olduk! Herkes geldi...

Adaletle, barış içinde, her inanç topluluğu bir arada ibadetlerini yaptılar. Herkesin malı, canı, namusu, aklı, inancı ve nesli koruma altına alındı...

Siz mahzun olmayasınız, Müslümanların adaleti konusunda şüpheye kapılmayasınız diye, ortak bir kelime bulduk ve “La İlahe İllallah, Muhammedü’r-Rasulullah” yerine, “Lailahe İllallah, İbrahim Halilullah” yazdık Kudüs’ü çevreleyen surun kitabesine...

İspanya’dan sürgüne gönderildiğinizde size kapılarını açan yine bizdik...

Hz. Musa’ya ihanet ettiğiniz gibi bize de ihanet ettiniz...

Biz Musa’nın dostlarıyız...

Siz Calud’un, Hitler’in dostu oldunuz!

Siz Musa’nın çocuğu olamazsınız!

 

Ne zaman uslanacaksınız ey israiloğulları?

Fahişelerin peşinden, kan emicilerin, vurguncuların peşinden ne zaman ayrılacaksınız?

Duvarları yüksek şehrin çocukları, yurdunuzu kendi hapishaneleriniz yaptığınızın farkında mısınız?

Kaçın oradan ey %5 bile kalsanız onurlu, insaf ve vicdan sahipleri!

Çünkü Allah’ın gazabının size ulaşmasına az kaldı...

Ey Rabbiler, yakında israili vuracak o ateş konusunda size verilen habere kulak verin ve uyarın halkınızı.

Ey kadınlar, çocuklar, yaşlılar kaçın oradan kaçın!

Cehennemi andıran bir ateş topu size doğru gelmekte...

 

“İçinizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden sizi de helak edecek” bu ateş...

 

Ey Samiri, bu sana bir merhamet uyarısıdır...

Biz söz verdik: Bir kavme olan düşmanlığımız bizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmeyecek...

israil halkı, Samirilerin cinayetlerine karşı bu kadar sessiz kalırsa, ateş onlara da dokunur...

 

BİZ, ÂHİR ZAMAN PEYGAMBERİNİN ÜMMETİYİZ...

Zor zamanda yaşıyoruz...

Biliriz fitne zamanıdır.

Biliriz Allah bizi mallarımızdan, canlarımızdan sevdiklerimizden kimi zaman artırarak ve kimi zaman eksilterek bizi imtihan edecektir...

Ve biz biliriz ki her inişin bir çıkışı, her çıkışın bir inişi vardır.

Gündüz geceleri, geceler ise gündüzü kovalar...

Allah serveti ve iktidarı yeryüzünden dönüp dolaştırır ve hiç bir şey ebedi değildir Allahtan başka...

Ve yine biz biliriz ki zulm ile abad olunmaz.

Kemal, zeval işaretidir...

Ve bir gün sura üflendiğinde herkese yaptığının ve yapması gerekirken yapmadığının hesabı sorulacaktır...

Siz “Tanrıyı kıyamete zorlasanız da zorlamasanız da” hiçbir şey değişmeyecek.

O görür, bilir, duyar, hüküm sahibi ve mutlak iktidar sahibidir ve onun iktidarının ortağı da yoktur...

 

Ben hep düşünürdüm zamanın sonunda bu helak olacak kavim nasıl helak olacak diye...

Ey Samiri, bu gazabı hak etmeye mi çalışıyorsun...

Gece gündüz kendi sırtında kendi cehennemine odun taşıyorsun...

Apansız yakalanacak ve “ne oluyor” bile diyemeden, bir şimşeğin batışı gibi batacak, arkandan parlak bir ışık, gök gürültüsünü andıran bir ses ve büyük bir duman bulutu bırakıp yok olacaksın.

Yazık! Ağla ey İsrail!

Kavmin sana ihanet etti...

 

Selam ve dua ile...

Abdurrahman Dilipak – Haber Vakti

“BARBIE BEBEK” İLE MÜSLÜMAN BEBEK

Çocuklarımıza, özellikle de kız çocuklarımıza oyuncak alırken ne kadar şuurlu davranıyoruz?
Bu suali kendimize sormanın zamanı çoktan geldi, geçiyor bile!
Bu şiir nelere dikkat etmemiz konusunda çarpıcı bir örnek.
Şiiri yazan Dr.med. Şahîd Athar, halen Amerika'da yaşamakta olan, Pakistan kökenli bir Müslüman hekim kardeşimizdir. Amerika Birleşik Devletlerinde birçok İslâmî Sivil Toplum Örgütünde görev yapmış saygın bir zâttır. Ayrıntılı bilgi için
www.islamfortoday.com adresine bakabilirsiniz.
 
“BARBIE BEBEK” İLE MÜSLÜMAN BEBEK
 
Türkçe Yeniden Söyleyen:
Münib Engin Noyan

Dedi Barbie Bebek, Müslüman Bebeğe:
“Hoş geldin Amerika Birleşik Devletlerine!
Hür ve cesur/kahraman insanların ülkesine!
Bak keyfine!”

Dedi Müslüman Bebek, Barbie Bebeğe:
“Hür ve cesur/kahraman insanlar ve
‘Keyfine bak!’ demekten kastın ne?”

Dedi Barbie Bebek Müslüman Bebeğe:
“Bize göre ‘hür’ olmak,
şu sıkıcı kıyafetlerden, Allah’tan ve insanlardan
kurtulmuş olmak demek;
Kendi hayat tarzını,
erkek ya da dişi kendi arkadaşını
dilediğince seçebilmek demek.
‘Cesaret/kahramanlık,
uyuşturucu/uyarıcı haplar,
alkol ve seks konusunda
değişik tecrübeler yaşamak demek.
‘Keyif’ ise
flört etmek, dans etmek, içki içmek
ve seni mutlu eden her konuda
kafana göre takılmak demek!

Dedi Müslüman Bebek, Barbie Bebeğe:
“Doğrusu pek şaşırdım buna!
Bizim için ‘hür’ olmak
Özgürce konuşmak
Özgürce düşünmek
Ve Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’a, celle celâluhu,
özgürce kulluk etmek demek!
Sen gerçekten ‘hür’ müsün?
Bizim için “cesaret/kahramanlık”
Şeytanın ayartmalarına,
şehvetin çağrısına
ve nefrete karşı
mücâdele etmek demek!
Sen “cesur/kahraman” mısın?
Bizim için “keyif”
Hayatın sunduğu güzelliklerin tadını
Dostlarımız, ailemizle ve tabiatla uyum içinde çıkartmak demek
Yalnızca Ken(1) ile birlikte değil!

Dedi Barbie Bebek, Müslüman Bebeğe:
Bunların hepsi de güzel değerler; ancak
Onları bizimle birlikte yaşadıkça unutursun
Bizimle birlikte yaşadıkça eriyip gider onlar
Bizden biri olursun sen de
Senin de bir Ken’in olur
Yaşadıkça bizimle birlikte!

Dedi Müslüman Bebek, Barbie Bebeğe
Biz kulluk etmeyiz asla sizin kulluk ettiklerinize
Siz de kulluk etmezsiniz asla
Bizim kulluk ettiğimize
Sizin dininiz/hayat tarzınız size
Bizim dinimiz/hayat tarzımız bize!
Şahîd Athar
(1) Ken, Barbie Bebek’in, deyim yerindeyse ve magazin “jargonu” ile “uzatmalı erkek arkadaşı”(!)dır.
 

Hanımefendi

Bir bardak çay molası...

Tavsye Siteler

 
DAKİKA, SANİYE
Misafirim oldunuz...
3D MEKANLAR

Lütfen
yorum yapmayı
unutmayınız!

Ziyaret ve yorumunuz için teşekkürler!
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
Asil .wrote:
 

 

Güneş SPACES'iniz için Güneş

 

  İstanbul’dan…  Dragostan…

Denizin en derin en koyu maviliklerinden... Gök gözlü..... ince bacaklı.... ıslak kanatlı.... Bir martının kanadında… Martıların bir gün özgürce havalandığı   yerden…

Bir martı kadar özgür müyüz, ince bacaklı gök gözlü hani bir martı kadar çığlık çığlığa?

Hayat  böyle bir şey işte.. Taş duvarların arasından bile filiz demetleri dökebilmek.. Sanal dünyada yalnız yada çok kişi olmak kimin umurunda.. Gerçek dünyada varsınız.. Gerçek dostlar..

Dostları olmalı insanın, aynen gemilerin limanları gibi… Zaman zaman uğradığın, yükünü boşalttığın, dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda… Sonra açık denizlere uğurlamalı seni, geri döneceğin günü bekleme umuduyla… Bazen, rüzgâra o açmalı yelkenini, yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla,halatlarını çözmeli, seni çok ama çok özlemeli..

Dostluk, sevgisi sönmüş şu çağda kıymetini bilmediğimiz değerlerden biri... Tıpkı sevgi, inanç, kardeşlik gibi... Sağlık gibi, şükrünü hakkıyla eda edemediğimiz nimetler gibi...

Kıymetini bilmediğimiz, hatta öyle ki arayıp da bulamadığımız bir değer dostluk...

Önceden "Dost bulmak kolay, önemli olan o dostu kaybetmemek" derken, artık bu söz "Dost bulmak zor, onu kaybetmemek, dost kalabilmek daha da zor" şeklinde hayatımızda yankılanır oldu. Çünkü artık menfaatlere endeksli ilişkilerimizde güven duygusu tarumar oldu. Oysa menfaatlerin olduğu yerde hangi güzel duygu, hangi değer varlığını sürdürebilir ki?..

Bu yazım size sadece sevgi dolu...saygı dolu dostluk mesajıdır.. Başka anlam taşımaz…

Kalın sağlıcakla…

Saygılarla.. Sevgilerle…

                                          “ASİL”

May 8

KARDEŞİM SAYFAN ÇOK GÜZEL ALLAH SİZDEN VE SİZİNGİBİLERDEN RAZI OLSUN ALLAHA EMANET OL.

Jan. 18
allahın selamı nuru üzerinize olsun sizden birtek ricam var oda islami  malların ismi listesi okalleşlerin listesini değil  müslümanların üretti ği tüm her şeyi lüt fen yayın larmısınız nagihan aracıKırmızı kalp
Jan. 15
EmRewrote:
selamun aleyküm böyle yararlı bi çalışmanız için size canı gönülden teşekkür ederim hizmetlerinizin devamını dilerim
Oct. 8
İhsan Aywrote:
SELAMUNALEYKÜM ÖNCELİKLE GÜZEL HİZMETLERİNİZ VE ÇALIŞ MALARINIZDAN DOLAYI SİZLERDEN ALLAH RAZIOLSUN
Sept. 14
GÜLLER  
Photo 1 of 42